Takip Et

Kolay kazanılan, kolay kaybedilir

Eskiden kumar deyince gözümüzün önüne iskambil kartları, at yarışı bayileri gelirdi. Şimdi ise kumarın en tehlikeli hali cebimize kadar girdi: Sanal kumar. Telefonla, bilgisayarla, hatta bazen bir mesajla bile bahis yapmak mümkün. Üstelik bu, sıradan bir oyun gibi gösteriliyor. Reklamlarda genç, mutlu insanlar büyük paralar kazanıyormuş gibi gösteriliyor, birkaç tıkla zengin olabileceğin söyleniyor. Ama gerçek hayatta bu hikâyelerin sonu hiç de böyle bitmiyor.

Kumarın temelinde bir soru var: Ya kazanırsam? İşte bu ihtimal insanı içine çekiyor. Sanal kumarda bu duygu daha da güçlü çünkü her şey çok hızlı. Birkaç saniyede bahis yapıp, birkaç saniyede sonucunu görebiliyorsun. Eskiden bir at yarışı oynamak için saatlerce beklemek gerekiyordu. Şimdi ise bir maçın dakikalarını beklemeye bile gerek yok. Sanal oyunlarda her an bir şeyler dönüyor ve hep bir “şansını tekrar dene” tuzağı var.

İnsan beyni, kazanma ihtimali karşısında kendini kandırmaya çok yatkın. Özellikle kaybettiğinde… Kaybedince sinirleniyoruz, hırslanıyoruz, “bir daha deneyeyim” diyoruz. Ve işte o “bir daha” dediğimiz her sefer, bizi biraz daha dibe çekiyor. “Sadece 100 lira kaybettim” dediğin noktada, aslında çoktan kaybetmeye başlamışsın. Çünkü mesele paradan önce, zihinsel olarak bağımlı hale gelmek.

Sanal kumarın en büyük tehlikesi, fark edilmesinin zor olması. Eskiden kumar oynayan birini anlamak daha kolaydı. Bir bakıma sosyal bir eylemdi, insanlar belli mekânlara gider, zaman ayırırdı. Ama şimdi, odanda tek başınayken, kimse fark etmeden saatlerce oynayabiliyorsun. Telefonun ekranına bakarak, sessizce her şeyini kaybedebilirsin. Üstelik bu durumun farkına vardığında iş işten geçmiş olabiliyor.

Bir diğer sorun da sanal kumarın kazanmış gibi hissettirme özelliği. Gerçekte belki 1000 lira kaybediyorsun ama bir ara 200 lira kazandığın için kendini iyi hissediyorsun. O 200 lirayı almak için 1000 lira kaybettiğini fark edemiyorsun. Kumar şirketleri bunu çok iyi biliyor ve oyunları tam da bu şekilde tasarlıyor. Çünkü onlar için senin kazanman önemli değil. Onların tek derdi, seni mümkün olduğunca uzun süre oyunda tutmak.

Kumarın en büyük yalanlarından biri de kontrollü oynama fikri. “Az oynarım, eğlencesine bakarım” diyenlerin çoğu, bir süre sonra işin içinden çıkamaz hale geliyor. Çünkü kaybettikçe hırslanıyorsun, hırslandıkça daha çok oynamak istiyorsun. Bir noktada “Bu sefer kazanacağım” düşüncesi tüm mantığını ele geçiriyor. İşte bu, bağımlılığın başlangıç noktası.

Bu yüzden sanal kumarın zararları sadece maddi değil. İnsan psikolojisini de altüst ediyor. Kredi kartlarını tüketen, borç batağına saplanan, ailesiyle ilişkileri bozulan, iş hayatı mahvolan birçok insanın hikâyesi var. Ve ne yazık ki bu insanların çoğu, başta her şeyin basit bir oyun olduğunu düşünüyordu.

Öncelikle farkındalık önemli. Sanal kumarın nasıl çalıştığını, beynimizi nasıl kandırdığını bilmek gerekiyor. Eğer kendini bu döngünün içinde bulduysan, bir adım geri atıp durumu analiz etmelisin. Ne kadar kaybettiğini, hayatına nasıl zarar verdiğini objektif bir şekilde görmek, uyanmanın ilk adımı.

Eğer bu alışkanlık kontrolden çıkmışsa, profesyonel destek almak da önemli bir adım. Çevrendeki insanlarla konuşmak, yalnız olmadığını bilmek işleri kolaylaştırır. En büyük tehlike, kumarla ilgili problemini gizlemeye çalışmak. Çünkü gizlendikçe daha da büyür.

Ve belki de en önemli nokta: Gerçekten kazanan olmak istiyorsan, oyuna hiç başlamamak en iyisi. Çünkü bu oyunun sonunda kazanan hep sistemdir. Sen değil. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.