Takip Et
  • 26 Mayıs 2022, Perşembe

UHUD'UN ANLATTIKLARI VE BİZİM ANLAMADIKLARIMIZ..

İslam Tarihindeki en önemli savaşlardan biri olan Uhud Savaşını bilmeyen (ya da en azından duymayan) yoktur.

Uhud Savaşı, Hicretin 3'üncü yılında 23 Mart 625 tarihinde Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) komutasındaki Müslümanlar ile Mekke'li Ebu Süfyan'ın ordusu arasında, Medine yakınlarındaki Uhud Dağı'nın eteklerinde vuku bulan savaştır.

İslam Ordusu'nun mağlubiyetiyle sonuçlanan Uhud Savaşı, öncesindeki, esnasındaki ve sonrasındaki pek çok hadise sebebiyle, ibretlik bir savaş olarak tarihe geçmiştir.

Hiç şüphesiz ki Uhud savaşının kaybedilmesindeki en önemli sebeplerden biri, Peygamberimizin Abdullah b. Cübeyr komutasında Ayneyn Tepesi'ne yerleştirdiği ve kendisinden haber gelmedikçe yerlerini terketmemeleri konusunda kesin emir verdiği 50 okçudan 40'ının yerlerini terketmesidir.

Olay aynen şu şekilde cereyan etmiştir:

Savaşın başında Müslümanlar Mekke ordusunu darmadağın etmişlerdi. Mekkeliler neleri varsa hepsini savaş meydanına bırakıp kaçmaya başlamış, Müslümanlar da arkalarından onların geriye bıraktıkları ganimetleri toplama işine girişmişlerdi.

İşte tam o sırada, Ayneyn tepesinden savaş meydanındaki bu gelişmeleri seyreden okçu sahabilerden bazıları, Hz. Peygamber’in talimatını unutarak ve Abdullah b. Cübeyr'in bütün uyarılarına rağmen meydana inip ganimet toplama hevesine kapıldılar.

Oysa ki bu okçular, Uhud ve Ayneyn arasındaki vadiden gelebilecek düşman saldırılarına karşı orduyu korumak için konuşlandırılmışlar ve yerlerini terkedebileceklerine dair de Hz. Peygamberden hiçbir haber gelmemişti.

Ayneyn Tepesinin terkedildiğini gören müşriklerden bazıları, Uhud Dağının arkasından dolanıp okçuların savunmasız bıraktığı vadiden de geçerek, ganimet toplama peşindeki İslam Ordusuna arkadan saldırdılar. Sonuç olarak, düşmanın iki ateşi arasında kalan İslam Ordusu savaşı ağır bir yenilgiyle bitirdi.

Uhud Savaşında Hz. Hamza ile birlikte Müslümanlardan 70 kişi şehid olmuş, Peygamber Efendimizin dişi kırılmış ve yanağı yaralanmıştır.

Savaşın kaybedilmesindeki bir başka önemli sebep ise, Müslümanların içerisinde bulunan 300 kişilik münafık grubun savaşın hemen öncesinde savaşa girmekten vazgeçerek Medineye dönmesidir. Bu durum İslam Ordusunu zayıf düşürmüş ve savaşın kaybedilmesinde de önemli bir etken olmuştur.

Burada hemen belirtmem lazım ki, Uhud Savaşında okçuların yerleştiğ tepenin adı her ne kadar Ayneyn Tepesi olsa da, savaşın seyrini değiştiren bu tepe İslam Tarihinde Okçular Tepesi olarak şöhret olmuştur.

Şimdi size kritik bir soruyu sormak istiyorum;

Uhud Savaşında Okçular Tepesini terkeden ve 40 kişi oldukları söylenen Sahabiler kimlerden oluşmaktaydı?

Cevap için boşuna uğraşmayın. Çünkü bu sahabilerin kimler olduklarını Uhud'a katılanlar haricinde hiç kimse bilmiyor ve isimlerini tarih kitapları da yazmıyor. Hatta savaşa katılanların eş ve çocukları dahi bu 40 okçuyu bilmiyor. Çünkü hiçbir sahabi, o 40 okçuyu ifşa etmemiş, hatalarını yüzlerine vurmamış ve en yakınlarına bile söylememişlerdir.

Hatta yıllar sonra, birbirlerine ters düştükleri Cemel ve Sıffın vakalarında bile ağızlarından bu konu hakkında hiçbirşey duyulmamış, birbirlerinin hatalarını yüzlerine vurmamışlardır.

Ahlak ve edebin muazzamlığını hayal edebiliyor musunuz?

Uhud Savaşı muharebe alanında kaybedilmiş olsa da, verdiği derslere bakıldığında, aslında Uhud'un mağlubiyet değil bir zafer olduğu anlaşılacaktır.

İşte Uhud'un bize anlattıkları;

• İçinizdeki sizdenmiş gibi görünüp, sizden olmayanlara karşı uyanık olun. Unutmayın ki pirincin içindeki siyah taşlar değil, beyaz taşlar daha tehlikelidir,

• Ulu-l emre, yani sizi yöneten (imanlı ve adil) yöneticilere karşı itaatkar ve saygılı olun,

• Dünya malına çok tamah etmeyin. Zira dünya malına çok tamah, tıpkı Uhud Savaşında olduğu gibi, sizin felaketinize sebep olur,

• Arkadaş ve dostlarınızın hataları hakkında başkalarının yanında konuşmayın.

Son söz;

Birbirimiz hakkında konuşmak için en ufak bir fırsatı kaçırmayan bizler, bir hadis-i şerifteki benzetmede söylendiği gibi, ölü kardeşimizin etini yemekten ne zaman vaz geçeceğiz?

Gıybet haramdır ve kul hakkı yemektir.

Keşke domuz eti yemekten korktuğumuz kadar kul hakkı yemekten de korksaydık...

Unutulmamalıdır ki, ne Uhud'lar bitecek, ne de Okçular Tepesi.

Sınavımız Kıyamete kadar devam edecek...

Esen Kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.