Takip Et
  • 18 Temmuz 2019, Perşembe

YERYÜZÜNDEKİ MELEKLER...

Geçtiğimiz aylarda izlediğim ve halen internette dolaşan bir video beni çok etkilemişti. Bu videoda, başvurdukları işin içeriği ve ücreti konusunda hiçbir bilgiye sahip bulunmayan üç kişiyle mülakat yapılmaktaydı.

Mülakat aynen şu şekilde gelişiyordu:

- Bu iş için insanın oldukça sabırlı olması gerekiyor. Bu işte, birlikte çalışacağınız insanlar oldukça hassaslar ve sizin ilginize ihtiyaçları var. Sabahtan akşama kadar, (ve hatta isterlerse) geceden sabaha kadar onlara hizmet etmelisiniz.

Hizmeti biraz geciktirdiğinizde bağıracaklar, ama tepki göstermiyeceksiniz.

Öyle birisini arıyoruz ki, aşçılık, doktorluk, muhasebe, hemşirelik gibi mesleklerden anlamalı.

- Bu şartlarda asla kimseyi bulamazsınız.

- Söylediğim gibi, bu özelliklerin hepsini istiyoruz. İşyerinizdeki insanlar sizden bazen sağlık, bazen hemşirelik, bazen aşçılık hizmeti, ya da hepsini birden isteyebilirler.

- Özür dilerim, kusura bakmayın da, bunlar angarya işler değil mi?

- Rica ederim, tabi ki olabilir. Siz, adını ne koyarsanız artık.

Çok dağınık ve düzensiz insanların olduğu bir ortamda çalışacaksınız. Etrafı toparlayacaksınız, aynı adamlar tekrar dağıtacaklar ve siz sadece gülümseyeceksiniz

- Şaka mı yapıyorsunuz?

- Hayır, ciddiyim. Bütün resmi, milli, dini tatillerde, bayramlarda ve hafta sonları çalışacaksınız, tatile gidemeyeceksiniz. Bazı zamanlarda işleriniz belki de iki katı artacak.

- Hastalansakta mı çalışacağız?

- Evet, hasta olsanız da çalışmalısınız.

Şimdi asıl soruya gelelim. Kolay veya zor, size bütün şartları söyledim. Sizce ne kadar ücret uygundur?

- Sanırım yedi veya sekiz binden fazla olmalı, ya da bu civarda.

- Bu açıklamalara göre, yüksek bir rakam olmalıdır.

- Bu işi karşılayacak bir ücret olamaz.

- Bu iş için bir limit olacağını zannetmiyorum...

- Size şunu söyliyeyim, bu iş için kesinlikle hiçbir ücret ödenmiyor.

- Özür dilerim de, bu işi kabul edenin kesinlikle deli olması lazım.

- Şimdi bu şartlarda işi kabul ediyor musunuz?

- Hayır, hayır, hayır...

- Peki, "Yeryüzünde, bütün bu işleri bir kuruş almadan yapan pek çok insan var" desem inanır mısınız?

- Cidden mi? Böyle bir işte mi çalışıyorlar yani?

- Evet, değil bir kişi, yer yüzünde bu işi bir kuruş bile almadan yapan milyarlarca insan var.

- Sanırım o kişiler kesinlikle çok şefkatli insanlar olmalılar.

- Kimler olduklarını söyliyeyim mi?

- Kimler?

- ANNELER...

O andan itibaren ortamı önce derin bir sessizlik, ve ardından hıçkırıklar kapladı...

...

Yeryüzünde hemen hemen bütün sevgiler karşılıklıdır. "Karşılıksız sevgi" söylemi sanıldığı kadar masum değildir. Aslında her sevgi, alınan bir ihsanın karşılığıdır. "İnsan ihsana meyleder" diye bir söz vardır ki, tamamıyla doğrudur.

Fakirleri, düşkünleri ve mazlumları koruyup kollamamız ve sevmemiz bile karşılıklıdır. Yaptığımız iyiliklerin karşılığında, en yalın haliyle "Allah'ın rızası"nı bekleriz.

En karşılıksız sevgi ise, Allah'ın kullarına karşı olan sevgisidir.

Bir de, bütün teorileri alt üst eden bir sevgi türü vardır ki, o da bir annenin yavrusuna olan sevgisidir. Bu sevgi, bir kimsenin başka bir varlık için hiç tereddüt etmeden canını bile feda edebileceği sevgiyi ifade eder. Çünkü, anne yavrusunu kendinden bilir. Yani, aslında bir anne için yavrusu kendinden bir parçadır. O halde, yavrusunu seven bir anne aslında kendisini sevmektedir. Bu duygu ve düşünce, her anneye Allah tarafından verilmiş ilahi bir özelliktir.

Gel gör ki, annelik gibi ulvi bir vasfa sahip olan kadınlarımız, toplum içerisindeki hakettiği değere malesef kavuşamamışlardır. Günümüz kadınları, çalışan ve çalışmayan diye ayrımcılığa tabi tutulmakta ve annelikleri bu bağlamda haksız yere sorgulanmaktadır.

Oysa, ne çalışan anneler "annelik duyguları törpülenmiş varlıklar"dır, ne de ev hanımları "çalışmayan hazırcı insanlar"dır.

İster kariyer, ister aile bütçesine destek olmak, isterse de yaşadıkları topluma hizmet gayesiyle çalışıyor olsunlar, bütün çalışan kadınlar anne ve eş olmaları sebebiyle fazla mesai yapan ve bunun karşılığında ise hiçbir ek ücret almayan fedakar insanlardır.

Meşru sınırlar içerisinde çalışan bütün anneler, ev dışında çalışmaları sebebiyle, anneliklerinden taviz veren insanlar olarak asla düşünülemezler. İster çalışsın ister çalışmasın, bir annenin çocuklarına olan sevgisini sorgulamak hadsizlikten başka birşey değildir.

Üstelik bu anneler, dışarda yapmış oldukları işlerin ötesinde, akşam eve geldiklerinde bir de çocuklarıyla, ev işleriyle ve kocalarıyla ilgilenmek gibi sorumluluğa sahiptirler. Çalışan kadın hem kendinden fedakarlık eder, hem de çocuklarının fedakarlıklarının manevi baskısı altında ezilir. Bu nedenle, çalışan kadının yükü gerçekten ağırdır.

Öte yandan, dışarda çalışmayıp ev hanımı olan kadınlarımızın "hazırcı" olduklarını iddia etmek ise, insafsızlıktan öte birşey değildir. Çalışan kadınların dışarda olmaları sebebiyle katlanmak zorunda kaldıkları kreş, bakıcı, kılık kıyafet, bakım ve ulaşım gibi giderler göz önüne alındığında, ev hanımı olarak hayatlarını sürdüren kadınların aile bütçesine yaptıkları katkıların hiç te azımsanmayacak ölçüde olduğu kolaylıkla görülecektir.

Bunun ötesinde, o ya da bu sebeple ev hanımı olarak hayatlarını sürdüren kadınların, çalışan kadınlara göre daha az çalıştıkları iddiası da doğru değildir. Çalışan kadınların ihmal ettikleri ya da ücret karşılığında başkalarına yaptırdıkları bütün işler, hemen hemen hergün, ev hanımı olarak nitelendirdiğimiz kadınlarımız tarafından bizzat icra edilmektedir.

Bu nedenle, ne ev hanımlarının kendilerini küçük görmelerine, ne de eşlerinin bu hususta üzülmelerine gerek yoktur. Çünkü, prestij ve itibar, sadece çalışmakla elde edilebilen değerler değildir.

Geçenlerde, yazar ve programcı Hayati İnanç'a ait bir video izledim. Yazarın kendi başından geçen bir hadiseye ait bu videoda, yazar şöyle demektedir:

Üniversiteden talebem olan ve şu anda kaymakamlık yaptığını öğrendiğim bir delikanlı ile karşılaştım. Söz arasında, "Bizim hanım çalışmıyor, ev hanımı" dedi. Ben de, "Kaymakam Bey üzerinizdeki gömleği siz mi ütülediniz?" diye sordum, "Hayır, hanım ütüledi" diye cevap verdi. Öğrendiğim kadarıyla özürlü bir çocuğu vardı ve "Sabah çocuğunuzun altını siz mi aldınız" dedim, "Hayır, hanımım temizledi" dedi. "Çocuklarınızın ve sizin yemeğinizi kim yapıyor, evinizi kim temizliyor vs" gibi her soruma "Hanımım" diye cevap verdi. Ben de, "Peki, sence çalışan ne yapıyor? Bütün bu işleri yapan insana sen hala "Çalışmıyor" diyorsan, en yumuşak tanımlamayla, "Bu bir zulümdür" dedim. Bundan sonra, "Eşin ne iş yapıyor?" diye sorulduğunda "Annelik yapıyor" diye cevap ver; daha da anlamazlarsa, "Dünyanın en ağır işini yapıyor" dersin. "Hayatında bir gün bile tatil yapmayan bir insana "Çalışmıyor" demek, en başta Allah'ın gücüne gider..."

Son söz;

İster çalışsın, ister ev hanımı olsun, her kadın saygıyı hakeder.

Bir çocuğun annesine verdiği hiçbir hediye, annenin çocuğuna verdiği hediye kadar değerli olamaz. O hediye, hayattır...

Esen kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.