Takip Et
  • 20 Ekim 2022, Perşembe

ACININ RENGİ KARA...

Renklerin de dili vardır...

Pembe roman, beyaz yalan, kara para, kırmızı alarm vs...

Diyebilirim ki en çok anlam katılan renk ise karadır. Çok az istisnası dışında, kara ile nitelendirilen herşey ve herkes, insanda negatif çağrışım yapar. Kara para, kara talih, kara vicdanlı, karabasan, karakol ve daha bir sürü şey...

Hiç şüphesiz, kara acının rengidir...

Karanın en kötüsü ise, haber olanıdır. "Kara haber" denildi mi, haberin konusu mutlaka bir felaketle ilgilidir. Bu nedenle de, hep korkulur kara haberlerden...

Ne yazık ki, geçtiğimiz Cuma akşamı gene bir kara haber düştü ajanslara. Türkiye Taşkömürü Kurumuna ait Bartın'daki bir kömür ocağında meydana gelen grizu patlamasında 41 vatandaşımız can verdi. Allah ölenlere rahmet, yaralılara şifa, geride kalanlara da sabırlar versin...

Sözkonusu maden kazası ne ilk kazaydı, ne de son kaza olacak. Mesleğin niteliği gereği, bütün madenciler hep risk altındalar. Alınan onca önleme rağmen, kazalar ve ölümler olmaya devam etmekte ve göçen maden ocaklarıyla birlikte yuvalar da yıkılmakta...

Dedik ya, renklerin dili vardır; kara en çok da kömür ocaklarında çalışan madencilere yakıştırılır. Madencinin neredeyse herşeyi karadır; yüzü kara, elleri kara, elbisesi kara, dünyası kara, bahtı kara...

Maden memkeketinde yaşayanlar için madencilik bir kaderdir. Çalışmazsan açsın, çalışırsan ölümle kardeşsin. Kısacası, aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık...

Hadi diyelim hiçbir kazaya maruz kalmadan sağ salim emekli oldun ya, sakın kurtuldun sayma kendini. Yıllar boyu içine çektiğin maden tozları yüzünden yakalandığın meslek hastalığı peşini bırakmaz, hastaneden hastaneye koşturursun. Ciğerlerin patlarcasına öksürürsün. An gelir, çalışırken madende patlamayan grizu bu kez ciğerlerinde patlar ve ölürsün...

Sonrasında ne mi olur?

Üç-beş günlük feryat figandan sonra, kalanlar için hayat mücadelesi yeniden başlar. Devlet ya da maden şirketi, yaralara bir nebze merhem olsun diye, bu defa ölenin oğlunu ya da kardeşini alır işe. Yani maden diyarında kader değişmez, aynı senaryo bu defa başka aktörlerle sahneye konulur...

Demem odur ki, kömür karası gibi, madencinin talihi de karadır. Ölüm, adeta kapı komşusudur madenci mahallesinde. Ölümün soğuk nefesi, Demokles’in kılıcı gibi sürekli madencilerin tepesinde asılıdır....

Kocası işten eve dönüp kapıda göründüğünde, madencinin eşi "Hoş geldin" demez, "şükür ki bugün de sağ salim eve gelebildin" manasında, "Geçmiş olsun" dermiş.

Sevdiklerine kavuşamayan insanlardır madenci gençler. Madencinin trajedisini bilen ana babalar, kızlarının bir madenciyle evlenmesine pek sıcak bakmazlar. Annesinin yıllar boyu korkulu bekleyişine şahit olan kızlar da, kömür karasına bulanmış elbiseler giyen bir madenciye gönül vermeyi düşünmezler...

Maden işi zor iştir...

Yerin yüzlerce metre altında dünyanın en zor işlerinden birinde çalışmak, cesaretin değil çaresizliğin resmidir...

Madenlerde çalışanların durumunu anlayabilmek için, istediğimiz kadar empati yapmaya çalışalım; anlayamayız ve hissedemeyiz. Bu nedenle de, maden kazalarında ölenlerden geriye kalanlar, "Yanan bizdik, oysa siz kömür sandınız" diyorlar...

Madencilerin acı ve meşekkat dolu hayatlarına bakınca, masa başında ve klimalı ofislerde dolgun maaşlarla çalıştıkları halde sürekli olarak hallerinden şikayetçi olan şükürsüzler geldi aklıma. Ne diyelim, nankörlük parayla pulla değil...

Esen Kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.