Takip Et
  • 7 Haziran 2018, Perşembe

BEN PARTİ TUTMAM, PARTİ BENİ TUTAR...

Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde yöneticilik yaptığım yıllarda bir gün, sekreter hanım telefon açarak "Efendim, randevusu olmayan bir beyefendi ile beraberinde birkaç kişi geldi, sizinle görüşmek istiyorlarmış, kendilerinin işadamı ve partiden olduklarını söylüyorlar" diye bilgi verdi. İşlerimin yoğun olmasına rağmen, o vakit biraz müsait olduğum için, "Buyursunlar" diyerek gelenleri içeri davet ettim. Gelenlerin kıyafetlerinden ve tavırlarından, ekabirden birileri oldukları belliydi. Yerlerine oturttuktan sonra çaylarını sipariş ettim ve muhabbete başladık.

 

İşadamı olan beyefendi kendini tanıtırken, bilmem kaç yıllık işadamı olduğunu, partiye gönülden bağlı olduğunu ve hatta bir dönem aktif görev yaptığını söyledikten sonra, ziyaret sebebini anlatmaya geldi sıra. Anlattığına göre, belediyeden bir iş alma talebi olmuş, ama bize bağlı çalışan arkadaşlar, bu taleplerine olumsuz yanıt vermişlerdi. Talebi ise hem mevzuata aykırı hem de etik değildi. İçimden "le havle" çekerek, öfkemi belli etmeden adamı sakince dinlemeye devam ettim. Adam konuşmasının her aşamasında partiye bağlılığından ve partiden tanıdığı isimlerden sıkça bahsediyor ve güya kendince psikolojik baskı kurmaya çalışıyordu. Konuşmasını kesmeden sonuna kadar sabırla dinledim. Nihayet konuşması bittiğinde, başka söyleyecek sözü olup olmadığını sordum. Olmadığını söyleyince de, " müsadenizle biraz ben konuşayım o halde" deyip, "Beni tanıyıp tanımadıklarını"sordum. "Tabi ki tanıyoruz, şöyle iyi bir adamsın, böyle sevilen birisin" vs gibi cevaplar verdiler. Öğrenmek istediğimin bu olmadığını, mesela benim asıl mesleğimin ne olduğunu bilip bilmediklerini sordum onlara. "Hayır, bilmiyoruz" diye cevap verdiler.

 

Artık top bana geçmişti. Dedimki;

 

Size birkaç şey söylemek istiyorum.

 

Birincisi, talep ettiğiniz şeyin hem mevzuat, hem de ahlaken uygunluğu bulunmuyor.

 

İkincisi, benim asıl mesleğim Sa... Denetçiliği. tam 26 yıldır bu işi yapıyorum. Düşünün, eğer şu an bu koltukta oturuyor olmayıp da bir denetim için buraya gelmiş olsam ve talebinizin karşılanmış olduğunu tespit etsem, bu konudaki bütün sorumluların canını okurdum.

 

Gelelim üçüncü hususa; sabahtan beri konuşmanızda partili olduğunuzu ve falancayı filancayı tanıdığınızı vs söyleyerek beni etkilemeye çalıştığınızın farkındayım. Fakat biliyor musunuz, ben o bahsettiğiniz partiyi tutmuyorum. Hatta ben hiç bir partiyi tutmuyorum. Ama bu demek değildir ki, sevdiğim ve oy verdiğim bir parti yok. Tabi ki benim de sevdiğim ve oy verdiğim bir parti var. Benim inancım, prensiplerim, dünya görüşüm ve doğrularıma en çok uyan parti benim partimdir. Bu parti de uzun yıllardan beri o bahsettiğiniz partidir. Ama birgün bir başka partinin benim kriterlerime daha çok uyduğunu hissedersem, bilin ki o gün benim partim o parti olur. Çünkü, "Ben parti tutmam, parti beni tutar".

 

Konuşmamın bu aşamasında adamın gözlerine bakarak, "Biliyor musunuz, oy verdiğim partinin içindeki bir kısım şerefsiz insanlara rağmen, o partiye oy veriyorum. Diğer partilere oy vermemiş olmam ise, o partilerin tamamen kötü oldukları manasına gelmez" diyerek, konuşmamı bitirdim.

 

Konuşmam sona erdiğinde yüzleri kıpkırmızı olmuştu. Çaylarından son yudumlarını çekerek ayağa kalktılar ve sessizce "Hoşçakalın" diyerek çekip gittiler.

 

Sevgili Dostlarım,

 

Gelelim bu hikayeyi neden anlattığımı açıklamaya;

 

Türkiye'de particilik, büyük bir kesim tarafından malesef araçtan çok bir amaç kabul edilir. Oysaki partiler, belli hedeflere ulaşmak için kullanılması gereken araçtan öte oluşumlar değildirler. Kritik soru ise, bu hedeflerin neler olduklarıdır.

 

Kimi insan için, hedef denilen şey aslında bir davadır. Dindar kesim için dava, ağırlıklı olarak dindir. Bunlara göre, bir parti dini değerlere ne kadar çok öncelik ve değer veriyorsa o derece kendilerine yakındır. Yani, önce dava vardır, sonra parti. Aynı dava içerisinde yer alan insanlar aynı partiye mensupturlar ve sadece o partiye oy verirler. Bunlar için parti, adeta bir tarikat gibidir.

 

Muhafazakar ve milliyetçi insanlar için ise dava  daha başka bir anlam ifade eder. Milliyet, vatan ve ülkü bu insanlar için en öncelikli konulardır. Bu nedenle de partilerini bu ilkeler üzerine kurarlar ve büyük ölçüde partileri haricindeki yerlere oy vermezler.

 

Yine bir kısım insanlar için ise sosyalizm, Atatürkçülük ve devrim ilkeleri bir dava olarak addedilir. Bunların söylemleri ve gayeleri de hep bu davaları ile örtüşür.

 

Fakat insanımızın kültürel ve ahlaki erezyona uğramasıyla birlikte, günümüz siyasi anlayışında dava olgusu da bozulmuş ve menfaat odaklı particilik yaygın hale gelmiştir. İşin ilginç olan tarafı ise, menfaatlerine yönelik siyasetlerinde, insanların hep bazı davaların arkasına gizlenmeleridir.

 

Kişisel bir menfaati hedefleyen bazı insanlar, hemen bir partiye kayıt yaptırıp, milliyetçiliği, dini, Atatürkçülüğü veya devrimciliği öne sürerek bu hedeflerine ulaşmayı deneyebiliyorlar. Bu yöntem, malesef günümüzde çok yaygın olarak kullanılmakta ve bir kültür haline gelmiş bulunmaktadır. Böyle olunca da, partiler ilkelerinden sapmaya ve güvenilirliklerini yitirmeye başlamışlardır.

 

Oysa ki olması gereken, partilerin kişisel amaçlara aracılık eden kurumlar olmaktan çok, büyük ve kitlesel davalara aracılık eden kurumlar olmasıdır. Aksi taktirde partiler, ambalajında yazanla içindekinin farklı olduğu konserve kutularından öte bir anlam ifade etmezler. Böyle partilerden de ülkeye faydadan çok zarar gelir.

 

Belirtilmesi gereken önemli bir diğer husus ise,  liderlerin ve insanların kaliteleriyle doğru orantılı olarak, partilerin kalitelerinin de artıp azaldığıdır. Bu nedenle, kaliteli partilerden önce kaliteli insanlar yetiştirmeye gayret etmeliyiz.

 

Bir Çin Atasözünde söylendiği gibi;

 

"Bir yılı planlıyorsanız, pirinç yetiştirin, yirmi yılı planlıyorsanız ağaç yetiştirin, yüzyılları planlıyorsanız, insan yetiştirin."

 

Esen Kalın Dostlarım... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.