Takip Et

Depremde Romantik Yürüyüş

17 Ağustos Depremi Anma Günü’nün üzerinden 5 gün geçtiğine göre herkes depremi çoktan unutmuştur diye düşünerek buradan tekrar hatırlatayım istedim. “Depremle ilgili yazmadım” da demem hem.

*

Özünde deprem de yağmur gibi bir doğa olayıdır. Ancak çocuğumuzun ismini ‘yağmur’ koyarken ‘deprem’ koymayız. Deprem sırasında romantik yürüyüş gibi hayalimiz de yoktur. Yağmurda ıslanmak ve ardından toprak kokusunu içimize çekmek düşüncesi huzur verirken; depremde sallanmak, ardından toprağı ciğerimize çekeceğimiz düşüncesi ile korkutur. Oysa küçük yeğenim Derin, depremi hep salıncakta sallanmak gibi düşündüğünden sempatik bulur ve deprem bekleyişi ile bizi hep güldürür. Çocuk duygularımız çalınmamış mı sizce de? Biz de pekâlâ depremde tatlı tatlı sallanmayı sevemez miydik? Acaba yapılaşmanın olmadığı göçebe dönemde deprem nasıl karşılanıyordu? Depremde sallanırken çadırın tepe penceresinden yıldızları izlemek güzel bir aktivite miydi? Bu soruları gülümseyerek düşünürken, aklıma geçtiğimiz haziranda Bursa’nın Kestel ilçesinde yağan yağmur geldi. Eminim 10 yaşındaki Medine, yağmurun altında koşturduktan sonra gökkuşağı izlemeyi bekliyordu; annesi, babası, babaannesi ve kuzeniyle birlikte boğularak can verdi. Cezası yağmura kesildi. Bu felaketi yaşayan kim artık bir damla yağmuru sevebilir ki?

Yağmuru sele, depremi yıkıma çeviren kim?

**

Deprem, tarihten beri var ve üzerine kentler inşa edildi. Deprem yıktı, ‘depremde yıkıldı’ dendi tekrar inşa edildi. Sonra sonra, yapıları depremde yıkılmayacak şekilde yapma fikri geliyor. Buna yönelik yeni yapım teknikleri geliştirilmeye başlanıyor. Depremlerde ağır can ve mal kayıpları yaşandıkça da gerekli tekniklerin uygulanmadığı fark ediliyor ve yasal zorunluluklar getiriliyor. Bu konu, ülkemizde de ilk olarak 27 Aralık 1939’da 7.9 büyüklüğünde yaşanan Erzincan depreminden sonra, 1940 yılında ‘Zelzele Mıntıkalarında Yapılacak İnşaata Ait İtalyan Yapı Talimatnamesi’ ile hukuk sistemimizde yer almaya başlıyor. Pek tabii, yapım teknikleri geliştikçe yönetmelikler de geliştirilerek değiştiriliyor. Sonra deprem oluyor, yine büyük can ve mal kayıpları ile yönetmelik yetersiz bulunuyor yine değiştiriliyor. Yineleniyor bu durum sürekli.

*

Yönetmelik değiştirmek bizde zaten adettendir, teknikte hiçbir gelişme olmasa dahi, bir iki değiştirilir çünkü tebdil-i yönetmelikte ferahlık bulur genelde bizim yöneticiler.

*

Günümüzde kullanılan deprem yönetmeliği de daha yeni, Ocak 2019’da yürürlüğe girdi. Yani öncekiler yetersiz miydi? 2019 Ocaktan önce ruhsat alan evimiz varsa başımıza mı yıkılacak? Bilmiyoruz, bu işler sadece yönetmeliğe bağlı değil ülkemizde. Çünkü, akademik çalışmalar ve bilimsel araştırmalar, 1968 yılında yürürlüğe giren ‘Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik’ dahi tam olarak uygulandığında ülkemizde depremden ağır hasarlar almayacağımıza işaret ediyor, ancak 1968 sonrası yapıların da depremde büyük hasarlara sebep olduğunu görüyoruz.

O zaman inşa sürecinde ve denetimlerde sorun var. ‘İnşaatı nasıl daha ucuza mal edebiliriz?’ kaygısı ilk sıraya konuldukça bu iş olmaz. Maalesef ki meslek hayatımızda bu tür yapı üreticilerle çokça karşılaşıyoruz. Ben bu kaygıyı, insan hayatının önüne koyan hiç bir müteahhitin evini üstüne para verseler dahi almam. Lütfen siz de yapıların fiyatından önce dayanımını araştırın. Öte yandan yönetmeliğe aykırı yapılar nasıl hayata geçiriliyor? Doğru denetim yapılamayacaksa bu yönetmelikler ne işe yarar? Ki bu da 1999 Marmara Depremi ile fark ediliyor(!) ve 2000 yılında ‘Yapı Denetimi Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname’ ile yeni bir denetim sistemi geliştiriliyor. O sistem de işte değişip duruyor. Yine en son Ocak 2019’da sistem büyük ölçüde yenilendi. Bu yenilenmeler sürecinde de kimse ne olduğunu daha anlayamamışken inşaat devam ediyor tabii (çünkü inşaat gelirleri…). Bir ara mimarın mühendisin imza yetkisi de kaldırıldı; o süreçte evinizin mimari projesini kim çizdi, depreme dayanımını kim hesapladı bilen yok. Neyse ki TMMOB dava açarak imza hakkını geri aldı. Ama geliştirilen denetim sistemlerine karşın da depremde büyük hasarlar almaya devam ediyoruz.

O zaman inşa sonrası süreçte de sorun var. Ruhsat aldıktan sonra binalarınızın illegal olarak değiştirildiğini biliyor musunuz? Belki de oturduğunuz evinizin 6. katı sonradan kaçak olarak çıkıldı ve yapınız o ağırlığı taşımaya göre hesaplanmamıştı. Belki de oturduğunuz evinizin zemin katındaki dükkanda olması gereken kolon yok çünkü dükkanı daraltıyordu. Üstelik imar aflarıyla da yasallaşmış olabilir tüm bu aykırılıklar ve onla yaşamak zorunda olabilirsiniz evi terk etmediğiniz sürece. Deprem olmasa bile evinizin yıkılabileceği ihtimalini düşündünüz mü bu yüzden, ülkemizde çokça örneği varken? Ev alırken araştırmanız gereken o kadar çok şey var ki… Depremle ilişkimizi deprem karelerine hüzünle bakarak sürdüremeyiz. Sağlıklı yapılar talep etmeliyiz, ısrarla.

**

Değerli okuyucular benim içim daraldı. Depremde romantik yürüyüşümü daha fazla sürdüremeyeceğim. :) Ancak özetlemeliyim; depremle değil, depremi afete çevirenlerle mücadele etmeliyiz ki depremde yıldızları seyrederek tatlı tatlı sallanalım. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.