Takip Et

'SOSYAL KONUT HAMLESİ' NE DEĞİLDİR?

Geçtiğimiz günlerde detayları ile başvuru şartları açıklanan ve ilk olarak 2 Ağustos 2022 tarihinde hükümet tarafından “Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Sosyal Konut Hamlesi” olarak ilan edilen sosyal konut hamlesi, ‘sosyal konut’ hamlesi değildir. Ne yazık ki kavramların içinin boşaltılması, anlamlarının kaydırılması ülkemizde siyasetçilerin sıkça başvurduğu tehlikeli yöntemlerden biridir.

*

Öncelikle bir konutun sosyal konut olabilmesi için, mülkiyetinin devlette, yerel idarelerde veya kar amacı gütmeyen kuruluşlarda olması ve dar gelirli sosyal gruplara piyasa fiyatının altında kiraya verilmesi gerekir. Ancak söz konusu projede konutlar kiralanmıyor, mülkiyeti vatandaşa devrediliyor. Bu da -biraz sonra açıklayacak olduğum nedenlerle- projenin en sorunlu yönü.

*

Son yıllarda ülkemizde üretilen akademik literatürde ‘sosyal konut’ kavramına yönelik olarak mülkiyet konusunda çelişkiler oluşsa da, ilk uygulamaları ile bu kavramı ortaya koyan çağdaş ülkeler ve uluslararası ilk bilimsel yayınlar sosyal konutta konutun mülkiyetinin kamuda olması şartını koyar. Nitekim en yalın haliyle ‘sosyal’ olan toplumsal olandır. Söz konusu toplu konutların üzerine inşa edileceği hazine arsaları, mülkü kamuda tutularak aynı yatırımlarla süresiz olarak toplumun faydalanabileceği üretim alanları, sosyal ve kültürel alanlar olarak değerlendirilebilecekken sadece başvuru anında –dar gelirli- olduğu tespit edilen kişilerin mülkü haline çevriliyor. Senin benim toprağım, satılıyor. Üstelik Temmuz 2022’de –sinsice- yapılan mevzuat değişikliği ile bu projelerde çevresel etki değerlendirmesi yapılması zorunluluğu da kaldırıldı. Yani üzerinde olduğu toprak gibi, çevresi de, çevremiz de yağmalanıyor. Öncelikle bu mevzuat değişikliğinin iptal edilmesi gerekir, sonralıkla da kiralama sistemini yani mülkün hala kamuda, sende bende olacağı sistemi gündeme almak gerekir. Mülk edindirme için ise çok katılımlı dünyada da örnekleri bulunan başkaca konut politikalarını işletmek düşünülebilir. Gerçek ‘sosyal konut’ sistemi için ise çağdaş ülke örneklerini ve kiralama sistemine ilişkin önerilerimi bir sonraki yazımda paylaşacağım.

*

Mevcut uygulamalarla ortaya konulan proje ile sürekli üretme ve satma halinin, dar gelirlilerin barınma sorununu çözmekten ziyade inşaat sektörünü hareketlendirmek ve sermaye sahiplerinin talebini karşılamak olduğu açık. Zira bu uygulamalarla dar gelirlilerin barınma sorunu çözülseydi, konutların 1 – 1,5 yıl içerisinde hak sahiplerine teslim edileceği vaadiyle 2019 yılında duyurulan 100 bin sosyal konut projesine başvuranların sorununun çözülmüş olması gerekirdi. Oysa tam aksine bu insanlar daha da mağdur edildiler; binbir zorlukla kenardaki yatırımları ile peşinatlarını ödediler, taksitlerini ödediler ama evleri yok, başvuru için evlerinin olmaması şartı düşünüldüğünde de; hala yaşadıkları eve de kira ödemeye devam ediyorlar. (Dar gelirliye yönelik bir uygulamada taksit ödemelerinin sözleşme ile başlaması da zaten akıl karı değil.) Tamamlanarak teslim edilen yapıların ise niteliği çok düşük. Bu sebeple konut politikalarımıza dair Birleşmiş Milletler Habitat Raporu’nda yer alan utanç kaynağı eksikliklerimizle uluslararası bilimsel alanlarda da boynumuz bükülüyor. 100bin 250bin 500bin gibi nicel değerler yerine niteliği ön plana alacak temel seviyeye erişmemiz gerek.

*

Özetle 2019 ve daha öncesi toplu konut projelerinde çözüleceği iddia edilen dar gelirlilerin barınma sorunu – daha da büyütülerek- ortada böylece bırakılmışken, aynı yöntemle sayıca 5 katı kadar daha fazla konut üretip teslim edileceği vaadi insan aklıyla alay etmekten başka bir şey değil.

*

Ayrıca barınma sorunu sadece mülksüzlükten kaynaklanmaz. Ülkemizde mevcut konut stoğunun yarısından fazlası mimarlık ve mühendislik hizmeti almadan inşa edilmiş sağlıksız güvenliksiz konutlar. Bu oran deprem ülkeleri için asla kabul edilmeyecek oran. Çoğunda altyapı sorunu var, su elektrik sorunları, ısınma sorunları var. Kendi mülkleri olan bu evlerde yaşayan insanların barınma sorunu yok mu? Devletin öncelikle mevcut konut stoğunu iyileştirmeye yönelik projeler geliştirmesi gerekir. Stok fazlası kullanılmayan sayısız yapının kullanımı için de kira ve satış bedelleri üzerinde kontrolünün olacağı bir mekanizmayı işletmesi gerekir.

*

Ancak tüm bunlar yerine ortaya konulan son toplu konut projesi için 2-3 yıl sonrasını söyleyeyim; her şehirde yarım kalmış inşaatlar, toz toprak, kimi iflas etmiş inşaat şirketleri kimi varlığına varlık katmış yandaş yatırımcılar, binlerce mağdur, binlerce saati boşa harcanmış kamu çalışanları, hak arayan insanların gözyaşları, yıllarca sürecek olan mahkeme süreçleri, zaten sorunlu olacağı baştan belli projeyle aylarca/yıllarca meşgul edilmiş yargı organları vs vs…

*

Dolayısıyla üretilecek konut birimlerinin sayıca büyüklüğü düşünüldüğünde;

Söz konusu proje için “Cumhuriyet Tarihinin En Sorunlu Konut Hamlesi” diyebiliriz.

*

Ekonomik kriz altında ezilmiş vatandaşla seçime giderken yapılan bu hamlenin temel amacı, sermaye sahiplerini zengin ederek, garip gurabaya umut satarak oy devşirmek. Satılan umuttan elde edilen kar; seçim yatırımı, seçim olsun gerisi Allah Kerim. Böyle düşünmemin en büyük nedenlerinden biri de Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sn. Murat Kurum’un ifadeleri. Açıklamasında bu projenin artık bu sefer gerçekleşeceğine yönelik “teminat Sn. Recep Tayyip Erdoğan’dır” diyor ve yeri gelsin gelmesin tekrar edip duruyor. Önceki başarısız projelerde başkası mı vardı sanki? Ama seçime yaklaşırken böyle bir ifadeyi kullanarak vurgulamakta fayda görüyor. Çünkü düşünüyor; yarattıkları öylesi bir yoksulluk var ki vatandaş temel hakkı olan barınmaya kavuşabilmek için dahi her şeyi yapmaya hazır, bu uğurda teminatı ortadan kalkmasın diye gelir oyunu Sn. Recep Tayyip Erdoğan’a verir. Yazık bir düşünce ve söylem. Bir devlet adamının, vatandaşına vereceği ve vermesi gereken yegane teminat devletidir. Yarattığı nitelikli toplumsal projelerle çalıştırdığı sistemin Türk Devleti durduğu sürece işleyeceğiyle övünmesi gerekir. Ben aklı başında hiçbir Türk vatandaşının Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka hiçbir şeyi hiç kimseyi teminat olarak kabul edeceğine inanmıyorum. Öyle ya Sn. Recep Tayyip Erdoğan da insan, kendisinin de tecrübe ettiği ve bizlerle paylaştığı gibi düşüyor şaşıyor.

*

Elbette kamunun bilinçlenmesi ve taleplerini doğru yönde şekillendirmesi açısından söz konusu projenin asıl amacı ve sonuçlarıyla tüm olumsuzluklarını vurgulamak sorumluluk sahibi biri için elzem olandır. Belirli sosyal grupları kapsayacak şekilde düzenlenmesi ise son derece olumlu. Pek tabii şunu da belirtmek gerekir ki; ortaya konulan bu proje birçok ülkenin altına giremeyeceği kadar büyük projedir. Yanlış ama büyük. Dolayısıyla arkasında çok fazla emek olduğu/olacağı göz ardı edilemez. Emeği takdirle teşvik etmek gerekir. Ancak takdire layık tüm bu emek ve enerjinin doğru yönlenmesi ülke ve toplum yararınadır. Bunun için tüm bu çabaların mevcut olanın aksine; bilim ve teknik ışığında, öncelikle kamu faydası gözetilerek, yerel yönetimlerin, meslek odalarının, üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile sürdürülmesi gerekir. Bunun sağlanabilmesi için de önerim, sadece konut üretimi ile amaçlandırılmış bir idare (toki) yerine, tüm bu konut politikalarının düzenleyicisi ve denetleyicisi konumunda bir kamu kuruluşunun oluşturulması ve Konut Araştırmaları Enstitüsünün kurulmasıdır.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.