Takip Et

Taklitlerinden Sakının - 2

Bugün uyandınız, kahvaltınızı yaptınız, inşallah gazete okuyorsunuzdur ve birazdan dışarı çıkacaksınız. Yürüyerek ya da arabayla, yollardan ve sokaklardan geçeceksiniz. İş yerinize gideceksiniz belki, oradan çıkıp hastanede bir yakınınızı göreceksiniz, dönüşte bir kafeye oturup kahve içeceksiniz. Belki yolunuzun üzerinde bir sergi ziyaret eder, dönüşte markete uğrar ve evinize gidersiniz, sonra da sinemaya?... Nereye giderseniz gidin, sabah uyandığınız andan gece uyuyana kadar, hep bir mimarın kaleminin ucunda dolaşmışsınızdır. İçinden geçtiğiniz tüm sokaklar, soluduğunuz tüm mekanlar, aktörü olacağınız tüm senaryoları kurgulayan bir mimar tarafından sizin için tasarlandı. Bulunduğunuz yerde sizi herkesten önce düşünen bir mimar vardı.

*

Böylesine iç içeyiz hepimiz mimarla, mimarlıkla. Bu sebepledir mimarlığın doğrudan insana yönelik üç ana meslekten biri olarak kabul edilmesi. Ancak mimarlık üretimlerinin sürekli içinde bulunmamız durumu, kimi zaman yanılgıya düşürüyor kimilerini; mimarlık yapabilecekleri yanılgısına. Aynı doğrudan insana yönelik diğer iki ana meslek olan tıp ve hukukta da sıkça karşılaşıldığı gibi. Herhangi bir rahatsızlığınızda çok doğalmış gibi size ilaç öneren, hakimlerin kararını şiddetle yanlışlayan sahte doktor ve sahte avukatlar da çoktur çevrede. Hayır, mektepli-alaylı tartışması değil bu. Çünkü çağımızın gerekliliklerinde hiç bir bilim alanının 'alaylı'sı olmaz. Mekteplinin taklitini yapan cahili olur.

*

Ve insana zarar verir bu cahiller, kısa ve uzun vadede. Bu sebeple şiddetle mücadele etmemiz gerekir toplum olarak. Öyle ki günümüz pandemi sürecinden en az etkilenen çağdaş ülkeleri incelediğimizde de, bilim ve teknik ışığında kentleşen mimarlık alanında öncü ülkeler olduklarını görürüz. Çünkü o ülkelerde, eğitimini almamış kişiler mimarlık yapmaz, eğitimini almamış siyasetçiler kendilerini mimar ve ya kent bilimcisi ilan etmez. Aksi halde kentleri ve insanları katledeceğini bilir. Ancak bizim gibi ülkelerde bunlar önemli detaylar değildir (!).

*

Örneğin ülkemizde, herhangi bir 'çizmeyi' bilen, evinizi çizer. Kendince daha önce çok çizdiğinden bahisle 'tecrübeli' olduğunu iddia eder. Ancak bir önceki yazımda belirttiğim gibi mimarlık, zaman mekân kapsamında sürekli bir değişkene bağlıdır, bilim ve teknik gerektirir, daha öncekinin tekrarı tamamıyla ve kesinlikle yanlıştır. Siz sadece 'estetik' olarak değerlendirip kabul ederseniz, bulunduğunuz yere ait olamazsınız, sosyal, ekonomik ve sıhhat açısından daha sonra çok zararını görürsünüz. Ancak eğitimini almış mimar, 'mimarlığı' bilir, tüm değişkenlere karşı yaklaşımı öğrenmiştir, çevre ve insan sağlığını koruma sorumluluğuyla mesleğini icra etmek üzere yetiştirilmiştir.

Örneğin ülkemizde, eğitimini almamış bir siyasetçi ansızın 'yatay mimari' diye bir kavram kullanır, asırlara dayanan mimarlık ve şehircilik literatüründe böyle bir kavram yoktur. Bilimsel altlığı olmayan bir kavramın uygulaması da geri dönüşü olmayan hatalara neden olur. Ne yazık ki ülkemizde bunlarla sıkça karşılaşıyoruz.

*

Tarihteki ilk yazılı mimari teori kitabı olan Antik Romalı ünlü Mimar Vitruvius'un "Mimarlık Üzerine On Kitap" adlı eseri milattan önce 1. yüzyılda kaleme alınmıştır. Sizler Vitruvius'u ünlü ressam Leonardo Da Vinci'nin 'Altın Oran' olarak da bildiğiniz, 'Vitruvius Adamı' çiziminden tanırsınız aslında. Çünkü Da Vinci, Vitruvius'un eserinde açıkladığı oranlardan esinlenerek yapmıştır bu çizimi. İşte böylesine temel olan bu eser, mimarlık eğitiminin ilkelerini belirlemeye çabalar. Taa M.Ö 1. yüzyılda mimarlık için teknik eğitim gerekli görülmüştür çünkü. O yüzden bu dönemde hala eğitimi olmadan mimarlık yapma girişiminin varlığı bile son derece üzücü ve dahası; gülünç.

*

Gelmek istediğim noktaya geldim. Mimarlık alanına giren herhangi bir konuda söz söyleyen veya eylemde bulunan herkese usulca yaklaşın ve "mimar mısınız, taklitçisi misiniz?" diye sorun. Taklitlerinden sakının. Aksi takdirde yavaş yavaş akciğerlerinizin sönmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalırsınız. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.