Takip Et

ALLAH’TAN HAKKIYLA HAYA ETMEK

Rağıb el- İsfehani, hayayı: “Nefsin kendini çirkin olan şeyi yapmaktan tutmasıdır.” diye tarif eder. Haya duygusu dilimizde daha çok utanmak, çekinmek anlamlarına gelir ve “ar” kelimesi ile ifade edilir. Genellikle yüzün kızarması, kişinin başını öne eğmesi, gözlerini kaçırması vb. şekillerde dışa yansır.

Tüm Peygamberlerin ortak vasıflarından biri olan hayâ erdemi; onların, gönderildikleri toplumlara ısrarla öğütledikleri bir sünnet olagelmiştir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İnsanlık, ilk günden beri bütün peygamberlerin üzerinde ittifak ettikleri bir söz bilir: Şayet utanmıyorsan, dilediğini yap!”

Bu söz, kişi için utanç sebebi olmayan davranışların yapılmasında sakınca olmadığını ifade ettiği gibi insanın hayası sayesinde kötüyü ayırt edecek bir ölçüte sahip olabileceğini, dolayısıyla hayası olmayan insanın bu ölçütten mahrum kalacağını da ifade eder. Yine bu hadisi şerif, hayanın Hz. Adem peygamberden itibaren tüm şeriatlerde hiç kaldırılmadan, değişmeden, sürekli devam eden bir erdem ve emir olduğunu bizlere haber verir.

Haya, imanın bir parçası olması hasebiyle insanı kötülük ve günah işlemekten, kötü ahlak sahibi olmaktan uzaklaştırır, güzel ahlaka, itaate teşvik eder. Fıtratı bozulmamış her insan, kötü bir şey yaptığında onun diğer insanlar tarafından bilinmesinden hoşlanmaz, başkalarının onun bu halinden haberdar olmasından utanır. Onun için kötülüğü, günahı gizlemeye çalışır. İnsanlardan bu şekilde utanan birinin, her halini bilen Allah’tan daha fazla haya etmesi utanması beklenir. Bu hal ise kendisini emirleri yerine getirme ve nehiylerden uzak tutmaya yarar ki böylece haya bütünüyle hayır olur.

Hz. Peygamber bir gün ashâbına: “Allah"tan gereği gibi, hakkıyla hayâ edin!” buyurunca, onlar: “Ey Allah"ın Resûlü! Elhamdülillâh biz Allah’tan hayâ ediyoruz.” demişlerdi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem şöyle açıklamıştı sözlerini: “Bu, sizin anladığınız gibi değildir! Allah'tan hakkıyla hayâ etmek, baş ve başta bulunan organlarla, karın ve karnın içine aldığı organları (her türlü günah ve haramdan) korumak, ölümü ve (toprak altında) çürümeyi daima hatırlamaktır. Âhireti arzu eden, dünyanın süsünü terk eder. Kim bu şekilde davranırsa Allah’tan gereği gibi hayâ etmiş olur.”

Hz. Peygamber, hayadan ne anlamamız gerektiğini bizlere haber veriyor. Yani haya sadece bizim zannettiğimiz gibi utanma anlamına gelmiyor. Gelin, bu hadisi şerifi beraberce anlamaya gayret edelim

Baş ve başta bulunan organları, (her türlü günah ve haramdan) korumak dendiğinde: buna, aklı ona zarar veren içki, uyuşturucu, batıl fikir ve düşüncelerden korumak; gözü harama bakmaktan muhafaza etmek; kulağı haram olan sözleri işitmekten uzak tutmak; dili yalan, gıybet, nemime, su-i zan, iftira vb. haramlardan korumak girer. Ayrıca Allah’a itaat dışında başkasının önünde başının eğilmemesi, Allah’ın secde emri karşısında kibre kapılmaması, Allahtan başkasına secde etmemesi de girer.

Karın ve karnın içine aldığı organları (her türlü günah ve haramdan) korumak dendiğinde: buna, öncelikle kalbi bozan kin, nifak, kibir, riyadan korumak girer; onu bozan haram yiyecek ve içeceklerden muhafaza girer; cinsel uzvu bozan zina ve türevlerinden, fuhşiyattan korumak girer; eli ve ayağı haramdan korumak girer.

Ölümü ve (toprak altında) çürümeyi daima hatırlamak dendiğinde: akıllı mü’min her canlının ölümü tadacağını bildiği için her daim ölümü ve sonrasını düşünür. İnsan böyle düşününce Allah’a itaat etmeyi, salih amel işlemeyi kendine azık edinir; kendini haramlardan, isyanlardan uzak tutar. Dünya ve onun süsü, o insanın gözünde değersizleşir.

Âhireti arzu eden, dünyanın süsünü terk eder dendiğinde : ahiret ile dünya birbirine tam bir uyum içinde değildir. Birini memnun ettiğimizde, ötekini darıltmış oluruz. Ahireti isteyen kişi, dünyanın şehvet ve lezzetlerine karşı mesafeli olur. Böyle olunca nefsi emmaresi (kendisine kötülük emreden nefsi) zayıflar. Allah’a itaat ve ibadet kendisine kolay gelir, bundan zevk alır.

Böylece, Allah’tan hakkıyla haya eden kimse, kendisini her türlü kötü söz ve eylemden muhafaza etmiş olur ki bu da onu cennete götüren salih amellere dönüştürür. Her türlü kötü söz ve işten uzak tutması bakımından haya ile (savm) oruç arasında ne kadar yakın bir ilişki var. Oruç bir nevi hayalı olmak, hayalı olmak bir nevi oruç tutmaktır.

Ahlaki değerlerin gittikçe dejenere olduğu günümüz toplumunda hayalı olmak artık bir meziyet değil neredeyse bir eksiklik veya ayıp, her türlü kötü sözü ve işi aleni yapmak özgürlük ve cesaret olarak kabul edilir oldu. Bizler ise yeniden haya ve utanma duygusunun ne denli önemli bir değer, insanı güzelleştiren bir erdem olduğunu genç nesillerimize, çocuklarımıza anlatmak zorundayız.

Allah, bizlere de nesillerimize de kendisinden hakkıyla haya eden kullarından olabilmeyi nasip eylesin.

Selam ve muhabbetlerimle. Dua eder, dua beklerim. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.